DOĞRU HABERİN MERKEZİ Türkiye'nin Sesi - Blogcu Türkiye'nin Sesi - Blogcu


Türkiye'nin Sesi

23/8/2008 - Avukat Baykal'a can alıcı bir soru!

Kategori: HABER
bugün gazetesi yazarı cemal uşşak yazdı

"İş biter, fiş gider" mi?

Bir süredir, merkez medyanın daha açık ifadesiyle Aydın Doğan medyasının da "görmeye" başladığı Ergenekon Davası'nda iddialar çok korkunç ve dahi çirkef boyutlara ulaştı.

Medyaya akseden bilgilere göre, PKK'dan Hizbullah'a; TİKKO'dan DHKPC'ye; Dağlıca baskınından Başbağlar katliamına; Hırant Dink cinayetinden Uğur Mumcu suikastına; Hablemitoğlu'ndan Abdi İpekçi'ye ülkede "siyasi gündemi doğrudan etkileyen" tüm cinayeterle irtıbatlı bir şer cephesi bu Ergenekon örgütü. Şu sıralarda davanın avukatı olduğunu ilan eden Deniz Baykal'dan ses seda çıkmıyor.

İddiaların korkunçluğu ve iğrençliği onu davayı üstlenmekten vaz mı geçirdi veya sessiz sedasız savunma hazırlığı içinde mi bilemiyoruz. Örgütün yapısı, oluşumu ve hedefleriyle ilgili senaryolar havada uçuşuyor. Bir yoruma göre bu kadar birbirine zıt, bu kadar birbiriyle çatışan -veya bizim çatıştığını zannettiğimiz- örgütle irtibatlı bir oluşum, asla ve kat'a "yerel bir organizasyon" olamaz.

Türkiye'de hangi siyasi eğilimden olursa olsun, iktidarları her daim bir tehdit altında hissettirip, kendi politikalarını empoze eden bir "dış güç" -veya güçler koalisyonu- bu oluşumun arkasındadır.

Durum ve vaziyete göre, sağ veya sol, dinci veya laik hangi türden aktör iş görecekse o devreye sokuluyor; gündemi etkileyecek cinayet ve provokasyonlar gerçekleştiriliyor. Medyadaki uzantıları, dezinformasyon politikaları çerçevesinde olayı yorumluyor; daha sonra da, bir zamanların ünlü reklamında olduğu gibi "iş bitiyor, fiş gidiyor". Esasen, "fiş" sadece ortada gözükmüyor; lüzumunda kullanılmak üzere bir kenarda alesta bekletiliyor.

Tıpkı reklama konu olan elektrikli süpürgede olduğu gibi. Bu yoruma katılanlara göre, şu sırada sürmekte olan dava sözü edilen "dış güç"ün politikaları doğrultusunda bir "temizlik operasyonu"dur. Aynen Susurluk davasında olduğu gibi, kullanılan maşaların ortadan kaldırılması süreci işlemektedir. Bu yorumun doğruluğu hâşâ maşaları masum kılmıyor, "vatan, millet ve bayrak" adına yaptıkları cinayetleri meşrulaştırmıyor, tam tersine ihanetlerinin derinliğini ve uluslar arası boyutunu ortaya çıkarıyor.

Eğer birileri, Sayın Erbakan'ın Susurluk çirkefi için söylediği gibi Ergenekon oluşumuna da "fasa-fiso" diyorsa; Zekeriya Öz'ün ortaya koyduğu tabloyu "hayali senaryo" görüyorsa, ülkemizde son on beş yılda meydana gelen ve başta laikliğin simgesi olmuş kişilerin katledilmesi olmak üzere, önemli bir kısmı "siyasi gündemi doğrudan etkileyen", beş yüz civarındaki faili meçhul cinayetleri izah etsin bakalım.

Bu arada, sanıklardan emekli Jandarma Albay Arif Doğan, yakın bir zamana kadar resmi belgelerle varlığı inkar edilen JİTEM'i 1983'te kendisinin kurduğunu, daha sonra ise görevi Veli Küçük'e devrettiğini belirtiyor. Çok anlamlı değil mi? Evinde bulunan kaleş'lerle ilgili olarak da, "Cem Ersever koymuş olabilir" diyor. Nasıl olsa, Cem Ersever mezarından kalkıp "Hayır, ben koymadım" diyebilecek sanki. Köşeye sıkışan hemen her Ergenekon sanığının başvurduğu iki izah var:

"Cem Ersever yapmış olabilir" veya "Hatırlamıyorum". Cem Ersever ve "nisyan-ı beşer" (insanoğlunun unutkanlık zaafı) ne kadar iş görücü imiş meğer! Ha bu arada, davanın avukatı olduğunu deklare etmiş olan Deniz Baykal'ın konu çerçevesinde yeni bir değerlendirmesine şahit olanlar olursa, lütfen "insaniyet namına" bendenizi de haberdar etsin.

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23/8/2008 - Çakır: Aczimendiler Çevik Bir projesi

Kategori: HABER
Çakır: Aczimendiler Çevik Bir projesiHaber: Arzu Erdoğral / Ersin Çelik

Ergenekon’un Çöküşü 1 ve 2 ile Kod Adı Darbe kitabının yazarı Gazeteci Zihni Çakır’ın tutuklu bulunduğu cezaevinden gönderdiği 2. mektup gündemde damgasını vuracak.

Geçtiğimiz hafta gönderdiği mektubunda, 28 Şubat sürecinin önemli aktörlerinden Aczimendi Tarikatı’nın şeyh ve müritlerinin asker tarafından kışlada eğitildiğini ileri süren Çakır,  Aczimendiler’in hangi komutanların emriyle kimlerin eğittiğini açıkladı.

’Kooperatif Kanunu'na muhalefet’ten Ankara 1 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu bulunan Zihni Çakır, Haber7.com’un yayınladığı ilk mektubunda, sözde tarikat şeyhlerinin 28 Şubat sürecinde nasıl kullanıldıkları ve nerede görevlendirildiklerini sorgulamış, tahliyesi  sonrasında bu olayları Ergenekon Davası Savcısı Zekeriya Öz ile paylaşacağını belirterek isim vermemişti. Fakat Çakır, dün elimize ulaşan mektubunda Ergenekon Operasyonu’nu yürüten Savcı Zekeriya Öz’ün kendisinin tahmin etmediği bir zamanda düğmeye bastığını belirterek, Emekli Albay Arif Doğan’ın gözaltına alınmasıyla, tüm gizemliliğini koruyan “1 numaraya” ulaşma yolunu açtığını söylüyor.

PROJENİN KUDRETLİ KOMUTANI; ÇEVİK BİR

JİTEM’in kurucusu olduğu belirtilen emekli Albay Arif Doğan’ın gözaltına alınmasıyla, 28 Şubat sürecinde Aczimendi şeyhlerini eğiten askerlerin isimlerini saklamanın anlamı kalmadığını belirten Çakır, gündemi sarsacak iddialarda bulunuyor. İlk mektubunda Aczimendi şeyhleri Müslüm Gündüz ve Ali Kalkancı’nın, ‘kudretli bir komutan’ın emri ile köylerinden alınıp önce uçakla İstanbul’da bir kışlaya daha sonra da Eskihisar’dan feribotla Yalova’ya götürülerek bir villada eğitildiğini belirten Çakır, bu projenin dönemin en etkin komutanı Orgeneral Çevik Bir ve Ergenekon sanığı emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün olduğunu belirtiyor.

Çakır’a göre, Yolava’da gerçekleşen buluşmanın organizatörleri olan Çevik Bir ve Veli Küçük’ün görev emrini yerine getirenler ise dönemin Jandarma Bölge Komutanı ve Bursa Garnizon Komutanı Tuğgeneral Nuri Güneş ile Yalova İl Jandarma Alay Komutanı Albay Arif Doğan.

Müslüm Gündüz’ün gece yarısından sonra saat 02.00 sularında Merkez Karakol’un geçici komutanı olan Astsubay A.R.K’nin jandarmaya ait devriye aracı ile Topçular feribot iskelesinden aldırıldığını öne süren Çakır, Müslüm Gündüz ve Ali Kalkancı’nın eğitime tabii tutulduğu villa hakkında da çarpıcı bilgiler verdi.  Villanın sahibi olan İran asıllı uyuşturucu kaçakçısına dönemin İçişleri Bakanı Saadettin Tantan tarafından T.C. vatandaşı kimliğinin verildiğini belirten Çakır, 1. mektubunda bahsettiği Aczimendiler’e ilk eğitimi veren ‘dini bilgisi yüksek gazeteci’nin kayınpederinin o dönem TSK’da general olduğunu söylüyor.

Yalova’daki villasını Aczimendiler’in eğitim merkezine çeviren İran asıllı T.C vatandaşı ünlü uyuşturucu kaçakçısının kardeşinin Van’da ikamet ettiğini ve bu şahsın o dönem Van’da emniyetin operasyonlarında ele geçirdiği uyuşturucuların çimento fabrikasında göstermelik olarak toptan imha edip yeniden piyasa sürdüğünü aktaran Çakır, benzer işlemin hala sürdürülüyor olduğunun iddia edildiğini belirtiyor.

ŞAHİN BEŞ BAVUL BOMBA YOLLATMIŞ!

Çakır’ın mektubunda dikkat çektiği en önemli isim ise; geçtiğimiz günlerde Ergenekon operasyonu kapsamında gözaltına alınan ve JİTEM’i kurup 8 yıl başkanlığını yaptığını itiraf eden Emekli Albay Arif Doğan… Aczimendi operasyonunu yürütmekle görevlendirildiğini söylediği Doğan’ın, ünlü mafya babası Sedat Peker’in özel kalemliğini yaptığını belirten Çakır,  Arif Doğan’ın adresinde ele geçen askeri cephanelik ilgili de şok iddialar da bulundu.
Yalova Merkez Karakolu’nun geçici komutanı olan astsubaya Arif Doğan tarafından büyük ebatta beş paket bavul ve iki adet koli teslim edildiğini, bavullarda; el bombası, kolilerde ise; çeşitli çaplarda bazıları altın kaplama silahlar ve mermilerle bunlara ait çok sayıda şarjör olduğunu aktaran Çakır, tamamı askeri mühimmat olan bu envanterlerin TSK ile hiç bir bağı olmayan sivil bir adrese kargoyla gönderildiğine dikkat çekiyor.

Geçtiğimiz günlerde düzenlenen operasyonda gözaltına alınan Arif Doğan’ın, İstanbul’daki evinde yapılan aramada ele geçirilen, çok sayıda el bombası, iki kalaşnikof marka tüfek, bin adet mermi ve bin adet boş kovanın, Yalova’dan sivil bir adrese kargo ile gönderilen envanterden olabileceğinin altını çizen çeken Çakır, “Mühimmatın diğer kısmını sorgulamak gerekiyor.” diyor.

Arif Doğan’ın 28 şubat döneminde tek başına hareket etme imkanı olmadığını ifade Çakır, Şahin’in, o dönemdeki Jandarma Genel Komutanı Nuri Güneş ve Susurluk’tan yargılanan  yardımcısı Fehmi Altınbilek kontrolünde olup olmadığını sorgulanması gerektiğini, Çakır’ın, JİTEM’ci Arif Doğan ile bağlantılarının araştırılması gerektiğine dikkat çektiği Emekli Tuğgeneral Nuri Güneş ve emekli kıdemli Albay Fehmi Altınbilek geçmişte yer aldığı faaliyetler bir hayli dikkat çekici.   

ŞAHİN BAŞÖRTÜSÜNÜ DE MHP’YE DE KARŞI!

Zihni Çakır’ın, emekli Albay Arif Doğan ile birlikte, Aczimendiler’in eğitim organizasyonunda olduğunu iddia ettiği, 2001’de emekli olan Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Nuri Güneş, 28 Şubat dönemindeki başörtüsü karşıtlığı ile tanınıyor.  Şu anda Emekli Subaylar Derneği 2. Başkanı olan Güneş, başörtüsü serbestliği için yapılan anayasa değişikliği sonrasında MHP Genel Merkezi’nin önünde değişikliği protesto etmiş, “Asker kökenli dernekler, tarifsiz düş kırıklığımızla” yazılı siyah çelengi MHP önüne bıraktıktan sonra, MHP’li vekillere yazdıkları mektubu dağıtmıştı. Emekli Tuğgeneral Güneş’e, Jandarma Bölge Komutanlığı görevindeyken, başörtüsüyle okula geldiği için bir hafta okuldan uzaklaştırma cezası alan Uludağ Üniversitesi öğrencisi Ayşe Kurt, tarafından, Bölge İdare Mahkemesi'ni etkilediği gerekçesi ile dönemin Bursa Valisi Orhan Taşanlar, Bölge İdare Mahkemesi başkan ve üyeleri birlikte, 1 milyar liralık tazminat davası açmış. Emekli Albay Arif Doğan ile birlikte Aczimendiler’i eğitime tabi tuttuğu ileri sürülen Güneş ile ilgili Ortadoğu Gazetesi yazarı Ramazan K. Kurt’un “Atatürk, MHP ve TESUD” başlıklı yazıda yer alan bilgile bir hayli ilginç.  Emekli Tuğgeneral Nuri Güneş’in için, "Alisiz Alevi olduğu ve görevi esnasında aşırı sol fikirleriyle tanındığı, başörtüsüne özel bir alerjisinin olduğu ifade ediliyor.” diyen Ramazan Kurt’un yazısındaki ilgili kısım şöyle:

CEM ERSEVER’İN ÖLÜMÜNDEN SORUMLU!

“TESUD Ankara şube başkanı ve "çelenk operasyonunun" başındaki "komutan" emekli Tuğgeneral Nuri Güneş'tir. Nuri Güneş, Ankara İl Jandarma Komutanı iken, jandarma bölgesinde emekli Binbaşı Cem Ersever ile iki jitem mensubu öldürüldü. Meslektaşları Nuri Güneş'i Ersever'in öldürülmesinde ihmali olduğu ve soruşturmayı saptırmakla suçluyorlar. Türkiye'de Alevi Müslüman kardeşlerimizin başının belası "Alisiz Aleviler" vardır. İstanbul'da bir de dergi çıkaran Alisiz Alevilerin merkez üssü Almanya'dır. Alevi dedesi bir dostumun ifadesiyle Alisiz Alevilerin Alevi Müslümanlıkla bir alakası yok ve çoğunluğu da ateist ve aşırı solcu. İşte Nuri Güneş'in "Alisiz Alevi" olduğu ve görevi esnasında aşırı sol fikirleriyle tanındığı, başörtüsüne özel bir alerjisinin olduğu ifade ediliyor. Görevi esnasında astlarına yönelik aşırı baskıcı uygulamalarına dikkat çeken bazı emekli subaylara göre bir astsubay Nuri Güneş'in tavırlarına dayanamadığı için Güneydoğu görevini tamamlamış olmasına rağmen Şırnak'a tayin istedi ve orada şehit düştü. Yine anlatılanlara göre, Nuri Güneş denetlemelere giderken eşini de yanına alarak gittiği ilçelerdeki rütbelilerin evlerine ziyaret bahanesiyle eşini göndermiş olup asıl maksadı hangi rütbelinin eşinin başını örttüğünü tespittir.”

ESRARENGİZ ÜSTEĞMEN ALTINBİLEK

Fehmi Altınbilek; Papa’ya suikast düzenleyen Mehmet Ali Ağca’yı İran'a kaçarken sınıra bıraktığı ileri sürülen Jandarma yüzbaşı. 13 Nisan 1970’de sol görüşlü Asteğmen Necdet Güçlü’nün, Ali Güngör ve İbrahim Doğan adlı ülkücüler tarafından öldürülmesi olayında kullanılan tabancaların seri numaralarının, kendisiyle birlikte bir teğmen arkadaşına ait olduğu ortaya çıktı. Ancak Altınbilek’e bu olayla ilgili soruşturma açılmamış. Fehmi Altınbilek'in üzerine o dönemde Uğur Mumcu çok gitmiş. Kamuoyunun bir türlü tanıyamadığı Fehmi Altınbilek'in adı 'Esrarengiz Üsteğmen'e çıksa da, Kızıldere'de Mahir Çayan ve arkadaşlarının öldürüldüğü operasyonda yer almış. Altınbilek’in adı yıllar sonra, Susurluk Skandalı patlayınca tekrar gündeme geliyor. Susurluk davasıyla anılan İbrahim Şahin, Korkut Eken, ve Veli Küçük'le anılan Fehmi Altınbilek 2002’nin Ocak ayında Çanakkale'de yapılan gizli bir toplantı ile gündeme gelmiş. Altınbilek’in son olarak ortaya çıktığı tarih ise 1998. Kıdemli Albay olarak Yalova ve çevresindeki çeteleri araştırıp kovuşturan bir albay olarak tanımlanan Altınbilek daha sonra Çanakkale Jandarma Alay komutanı olarak görev yaptıktan sonra emekliye ayrıldı.

(Haber 7)
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/8/2008 - Bu yazıya şapka çıkartacaksınız!

Kategori: HABER




Genelkurmay, Doğu-Güneydoğu'daki askerlere 'Bayram namazına gidin' çağrısı yapmış. Benzer bir tavsiye, tüm subaylara gönderilse, halk Cuma'da haki renkli giysilerle yanyana durabildiğini gözlese, Türkiye'de, toplumsal iklim çok değişecektir.

Küçük şeyleri çözemediğimiz için büyük sıkıntılar yaşıyoruz.

Cumhurbaşkanı Gül'ün oğlu Mehmet Emre Gül, iki yıl kadar önce okuduğu TED Koleji'nde müdire Melike Toklucu'ya "Sizden bir ricam olabilir mi?" diye başlayarak şunları söylemiş:

"Acaba, bana okulda ibadetimi yerine getirebileceğim bir yer tahsis edebilir misiniz?"

Müdire Melike Hanım'ın cevabı şu olmuş:

"Bu mümkün değil. Burası okul. Okulda böyle bir yer tahsis edemeyiz. Ayrıca senin okulda ibadet yapacak vaktin de olmaz. Okul programı yoğun. Eğer namaz kılmak için bir yer istiyorsan, bu eksikliği evde giderebilirsin, kazaları evde kılabilirsin ama okulda olmaz." (Milliyet, Fikret Bila, Gül'ün oğlu TED'den mescit istedi mi? 13 Ağustos 2008)

Yani TED koleji ne Mehmet Emre'ye ne de onun gibi okul saatinde vakti gelen namazı kılmak isteyenlere bir yer tahsis etmemiş.

- 'Namazı evde kılın, vakit geçmişse kaza edin' demiş.

Müdire Melike Hanım'ın tavrı, bir Müslümanın inancını yaşama talebi konusunda Türkiye Cumhuriyeti'nin genel yaklaşımı...

Farklı bir uygulama, söz konusu kişileri 'suçlu' hâle bile getirebildiği için, bu davranışından dolayı yalnızca müdireyi suçlamak da faydasız.

Bir yakınımı biliyorum, lisede okurken Cuma vakitleri okuldan izin alamadığı için, arkadaşları ile birlikte dersten kaçmak zorunda kalıyordu.

O çocuklara 'kaza et' de denemezdi, çünkü Cuma namazının kazası olmazdı.

Bir başka tanıdığım, dil öğrenimi için gittiği Amerika'da, hocası tarafından şöyle uyarılmıştı.

- 'İçinizde Müslüman öğrenciler var, biliyorum, dilerlerse Cuma namazına gidebilirler.'

Acaba lise öğrencisinin veya devlet memurunun Cuma namazına gidebileceği bir mesai düzenlemesi yapılsa laikliğin neresine ne olurdu?

Ya da okulda öğrenciler için ibadet yeri tahsis edilse...

Medyamız, liselerde bodrumda veya çatıda namaz kılan öğrenci avına çıkmıştı bir aralar. Böyle durumlarda laiklik fevkalade ihlal edilmiş oluyor, ilgili yöneticiler ve iktidar, laiklik karşıtı eylemlerin odağı olma yaftasını hak ediyordu.

Oysa küçücük jestlerdi beklenen...

İşte, Genelkurmay Başkanlığı Doğu - Güneydoğu'da yeni bir halkla ilişkiler çerçevesi oluşturup birliklere ulaştırmış.

Geçen hafta medyaya yansıdı. Tavsiye edilen davranış biçimleri şunlar:

* Bölge halkıyla doğal halinizle içten ve samimi konuşunuz.

* Bölge halkını hor görmeyiniz, onurlarını kırmayınız.

* Herkesle selamlaşınız, selam vermeden bir yere girmeyiniz.

* Yaşınız genç ise toplumun değer verdiği yaşlıların elini öpünüz.

* Bayanlara ölçülü ve hürmetkâr davranınız. Kadınların elini sıkmak için elinizi uzatmayınız.

* Erkekler varken kadınlarla mülakat yapmaya kalkmayınız.

* Bölge halkını hiçbir zaman terör örgütü sempatizanı gibi, ön yargılı değerlendirmeyiniz.

* Terör örgütünün bölgedeki faaliyetlerinden dolayı halkı sorumlu tutmayınız. Suç, ferdîdir.

* Vatandaşın malına zarar vermeyiniz. Yanlışlıkla verilen zararı ödeyiniz.

* Kadınların üstlerini siz aramayınız; bu iş için hemşire, öğretmen gibi güvenilen kadınlardan yardım isteyiniz.

* Çocukların yanında kesinlikle anne ve babalarına sert muamele ve hakaret etmeyiniz.

* Halkın ikramını kabul ediniz, ancak ölçülü davranınız.

* Hiçbir özel istekte bulunmayınız, şahsi çıkar sağlayan hediyeleri nezaketle reddediniz.

* Halkın ikram edeceği yiyecekleri hoşunuza gitmese de yemeye çalışınız.

* Bir cenazenin kaldırılmasında ve gömülmesinde yardımcı olunuz. Başsağlığı ziyaretleri yapınız.

* Bayram namazlarına gidiniz, bayram günleri ziyaretlerde bulununuz.

* Düğünlere gidiniz, hediye götürünüz.

* Fakir aile çocukları için toplu sünnet düğünleri düzenleyiniz.

* Şehit olmuş erleriniz için mevlit okutunuz ve köylüyü bu mevlide çağırmayı ihmal etmeyiniz.

* Ramazan aylarında köylünün davet edeceği iftar yemeklerine katılınız. Ayrıca siz de iftar yemekleri düzenleyerek sadece köyün ileri gelenlerini değil, fakir, kimsesiz kişileri de davet ediniz.

* Artan yemek ve ekmekleri çöpe dökmeyiniz. Bölge halkına 'hayvan yemi' olarak veriniz.

* Açık alanlarda içki içmeyiniz.

* Teröristlerin parçalanmış cesetlerini teşhir etmeyiniz. Bu tür davranışlar belki halkı korkutur, ama devleti de 'sevimli' göstermez, 'şefkatli' olduğu imajını zedeler.

Bu davranış modellerinin özü, açıkça görüldüğü gibi 'insanların gelenek, görenek ve inançlarına saygı'yı öne alıyor.

Böyle bir genelgeyi AK Parti iktidarı yayınlasa, Başsavcılık nezdinde 'laiklik karşıtlığı' için gerekçe olurdu hiç kuşkusuz.

Ama işte, Genelkurmay, bölge insanının, devletle sağlıklı ilişki kurabilmesi için bu hassasiyeti gerekli görüyor.

Aynı askeri iradenin, başörtüsü konusunda uzunca bir zaman toplum hassasiyeti ile çelişen tavırlar sergilediğini biliyoruz.

Şu anda devletin yargı erkinin, halkın en azından yarısının siyasi - sosyal - kültürel beklentilerini ifade eden iktidar partisi hakkında 'laiklik karşıtı eylemlerin odağı' suçlamasını karara bağladığını da biliyoruz.

İddianamedeki suçlamaları gördük, yarın gerekçeli kararda da ortaya çıkacak, Türkiye'de toplum hayatı açısından son derece normal olan davranışlar, laiklik karşıtlığının tescil belgesi olarak sayılıyor.

Ve tabii ki bu durum, Türkiye'nin en hareketli fay hattı olmaya devam ediyor.

Türkiye Cumhuriyeti'nin İslam'ı tamamen görmezden geldiği tabii ki söylenemez.

İslam, laik bir yapılanışa rağmen, Türkiye Cumhuriyeti'nin özel önem verdiği bir dindir. Bunda da, devletin taa kuruluş safhasında, ana insan kaynağına yönelik değerlendirmelerin etkisi vardır.

Ama, devletin İslam'a verdiği bu önem, aynı zamanda ona 'İslam'ı tanımlama' hakkı tanıyor gibi de algılanmıştır.

'İslam'ı tanımlamak', 'Müslümanın hayatında İslam'ın ne kadar yer alabileceği'ni tanımlamaya dönüşmüştür.

Bu da bir Müslüman için şablonlar belirlemek demektir.

Mesela;

- Cumaya gitsin ama içkisini de içsin...

Mesela;

- Kandili önemsesin ama, dilediği gibi eğlenme hakkı da elinden alınmasın...

Aslında Din'in elinde sopası yok. Din sadece kural koyar. O kurala uyar veya uymazsınız, uymanız veya uymamanıza göre 'Din içindeki konumunuz', yani 'Dini gönderen kudret yanındaki yeriniz' belli olur.

Özellikle laik bir ülkede, dine bağlı bir yaptırım söz konusu olmaz.

Ama bizde birileri, dinin, manevi yaptırımından da kurtulmak istiyor ve kendi kafasına göre din üretmeyi tercih ediyor. Bu da, din açısından sorun oluşturuyor.

Dinin dediği şu:

İçki içebilirsin, ama bu işin Din açısından günah olduğunu bil. Yaratıcı'ya inanıyorsan, O'nun da bundan hoşnut olmadığını unutma.

Hepsi bu.

Ama bu, içinde 'Yaratıcıya inanç' tohumu bulunanlar için az- buz bir sancı oluşturmuyor.

Öyleyse, boşuna, sancıya davetiye çıkarılmamalı.

Küçük jestlerle sorunsuz halledilecek şeyler, kangrene dönüştürülmemeli.

N'olur yani namaz kılacak öğrenciye bir yer tahsis edilse...

N'olur yani başörtüsü takmak isteyen öğrenciye mani olunmasa...

N'olur yani, dileyene, daha sağlıklı bir din kültürü ve eğitimi verilse...

N'olur yani, Cuma vakti namaza göre bir ders ve mesai düzenlemesi yapılsa...

Ya her din mensubu bunları isterse....

İstesin, onların talepleri de uygun şartlarda karşılanmaya çalışılsın...

Bir devlet, toplumun her kesiminin mutluluğunu sağlamaktan öte ne için vardır? Bir devletin misyonu neden, toplumun her kesimi ile problem çıkarmak, toplumun her kesimini yönetimdeki kadroların kafasına göre yeniden tanzim etmek olsun?

Genelkurmay Doğu-Güneydoğu'daki askerlere 'Bayram namazına gidin' çağrısı yapmış.

Ben bir generalin bir gazeteci ile mülakâtında, "General olduktan sonra bir subay Cuma namazına gitmekten endişe eder, çünkü bunun terfisine engel teşkil edebileceğini düşünür." dediğini hatırlıyorum.

Genelkurmay, benzeri bir tavsiyeyi, ülkenin tüm bölgelerindeki subaylara gönderse, toplum artık Cuma'da - Bayram'da, camilerde, haki renkli giysilerle yanyana durabildiğini gözlese, Türkiye'de, toplumsal iklim adına çok şey değişecektir.

AKSİYON

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/8/2008 - Ahmedinejat'ın çok sinirlendiği an



AK Parti MKYK üyesi Ayşe Böhürler, İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejat'la yaptığı kahvaltının ayrıntılarını yazdı. İran Cumhurbaşkanı, Böhürler'in, "İran'daki kadın özgürlükleri ve kadın kıyafetiyle ilgili' sorusuna bozuldu, suratını astı..Böhürler, İran Cumhurbaşkanı'nın mütevazi kişiliğine dikkat çekti ve sonrasında bakın neler yazdı?

Mahmud Ahmedinejad ile kahvaltı

Karizması gülüşünden, halktan herhangi birisi gibi görünmeyi tercih etmesinden geliyor diye düşündüm dün İran Cumhurbaşkanı ile Çırağan Sarayı'nda bir grup gazeteciyle birlikte yaptığımız kahvaltılı sohbette.

Salona geldiğinde güler yüzle herkes gözleri ile selamladı. Kimse ile el sıkışmadı. Kıyafeti de söylemi gibi dünyanın hakim değerlerine karşı çıkışını yansıtıyordu. Tüm dünya liderlerinin aynı markaları giydiği bir yüzyılda, takım elbise yerine son derece sade spor mont giymeyi tercih etmişti. Konuşmasını onun İranlı olduğunu unutarak dinlediğinizde anti emperyalist bir sol lideri dinlediğinizi düşünebilirdiniz. Mütevazilik, devlet ve millet vurgusu yerine güçlü bir halk vurgusu, hakim emperyalist güçlerin kaybedeceğine ilişkin bir özgüven tüm konuşmasında hissedildi.

Kahvaltı boyunca (benim sorum hariç) gülümsemeyi, espri yapmayı hiç ihmal etmedi. Hatta Taraf gazetesi yazarı Yasemin Çongar'a taraf mı ve taraf-sız mı diyerek takıldı.

Dünyaya kafa tutan bir lideri yakından görmekten daha çok mütevazılıği etkileyici idi.

Sorulara verdiği cevaplarda vurguyu sıkça Türkiye ile İran'ın doğal ve tarihi birlikteliğine ve aynı uygarlık havzasında oluşuna yaptı.

En heyecanlı açıklamaları ise Amerika ve Siyonizm söz konusu olduğunda geldi. "Amerika'nın her tür halkın ilerlemesine karşı olduğunu İran ile ilişkisini bir haysiyet meselesi yaptığını "söyledi. " Amerika, İran-Irak-Türkiye birlikteliğine karşı çıkıyor ama bizim için önemli olan Amerika'nın ne istediği değil kendi halkımızın istedikleridir. Türkiye ile İran ortak hareket etseler bölgede büyük güce sahip olacaklardır" . "Birliktelikten doğan güç", "farklı kabiliyetlerin birleşmesi" gibi kavramları sık sık kullandı. Türkiye ile İran'ın işbirliği yapabileceği yeni alanlardan, alternatif kurumlardan, ilerlemenin kalıcı etki bırakmasından söz etti. Türkiye- İran arasındaki yakın işbirliğinin onları başka güçlere bağımlı olmaktan kurtaracağını söyledi.

Nükleer tehdit oluşturma ile ilgili suçlamaları kabul etmedi. " Amerika BM Güvenlik Konseyi'ni kendi yanına çekerek bir lobi oluşturuyor. Onlar bombadan korkmuyorlar. İşgalci bir gücün bombasına tepki duymuyorlar, bunu bizimle karşılaşmak için bir bahane olarak öne sürüyorlar. İstedikleri bizim istiklalimizi elimizden alıp irademize engel olmaktır. İran'a nükleer konusunda yasal hak verilmesinden çekiniyorlar çünkü bu hakkın yarın Türkiye Suudi Arabistan gibi ülkeler tarafından da talep edilmesini istemiyorlar".

Amerika'nın güçsüzleştiği yorumlarını da, ekonomik zayıflama, Gürcistan'da ki olayları örnek göstererek anlattı. Amerika'nın İran ile diyaloga geçmeden ve müzakere etmeden bölgedeki sorunların çözülmeyeceğini söyledi. " İran bugün kendi yapımı uydusunu uzaya göndermeye hazırlanıyor oysa 50 sene Amerika İran'ı desteklemişti, o dönemlerde araba bile yapamıyorduk bugün ise nano ve uzay teknolojisine sahibiz. Amerika'ya teşekkür ediyoruz bize ambargo uyguladığı için".

Kendisine yöneltilen bir soruya cevap verirken "İsrail Devleti" yerine "siyonist rejim" demeyi tercih etti. "Sorunun çözümü için öncelikle bölgede siyonist rejimin varoluşunun sorgulanması ve özgür bir halk referandumunun yapılması gerekir" Ahmedinejad'ın Ortadoğu barışı için görüşlerini özetleyen cümle oldu.

Yahudilere karşı olmadığı ülkesinde 5000 yahudinin yaşadığını, temsilcilerinin İran Meclisi'nde olduğunu söyleyerek siyonist rejimi Yahudilerden ayrı tuttuğunu belirtti. "Gözleri sararmış birisine göz ameliyatı yapmak meseleyi çözmüyor, soruna bakmak lazım" örneği üzerinden Ortadoğu meselesine bakışını anlattı.

Bu kadar çok istiklalden ve halklardan söz eden bir cumhurbaşkanı olarak ülkesindeki bireysel özgürlükler konusunda özelikle de kadın kıyafeti konusundaki tutumu üzerine yönelttiğim sorumu "İran'da her türlü fikri özgürlüğün mevcut olduğunu" söyleyerek cevapladı.

Parlamento'daki çeşitliği ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 8 adayın olmasını örnek gösterdi. Kadın ve aile konusundaki kısıtlamaların trafik kuralları gibi toplumu ifrat ve tefritten korumak için gerektiğini söyledi. O da yasalardan söz etti.

Yasalar Türkiye'de olduğu gibi İran'da da kadın kıyafetini sınırlandırmak söz konusu olduğunda en iyi bahaneyi üretiyor anlaşılan.

İran cumhurbaşkanı toplantıdan halkları seven bir lider olarak İstanbul'luları mağdur ettiği için çok üzüldüğünü söyleyerek ayrıldı.

ERKEK SİYASETİ

Erkeklerin siyaset yapma usulleri konusunda yazdığım zaman sanki popülist bir söylemi tekrar ediyormuş ve durumu abartıyormuşum izlenimine kapılırım. Ancak en son Ak Parti yöneticilerinden arkadaşım Edibe Sözen olayında bir kez daha haklı olduğumu düşündüm. Siyaset hayatında herkes hata yapabilir, parti bilgisi olmadan bir taslak hazırlamak ve bunun hazırlık aşamalarında basın ile paylaşmak elbette ciddi bir siyasi hatadır. Ama sonuçta yapılan, iyi niyetli bir girişimdir. Bulunduğumuz siyasi ortam taslağın mahiyeti itibarı ile yanlış anlaşılmalara sebep olabilir vs. bütün bunların hepsine katılıyorum. Hatta ben gençlerin korunması sözüne de sıcak bakan birisi değilim. Korunmaya ihtiyaçları varsa niye siyasete teşvik ediyoruz diye düşünürüm. Ama hepimiz insanız, insanî de siyasî de hata yapabiliriz. Üstelik ortadaki sadece bir taslak önerisi konusunda çalışma isteğinin beyanıdır. Bu meselede öncelikle erkeklerden duyduğum "Edibe Hanım yanlış yaptı." ile başlayan cümlelere tepki duyuyorum. Bir kadın siyasetçinin de (sık sık hata yapan ) erkekler gibi siyaseten yanlış sonuçlar içerebilecek açıklamalar yapması söz konusu olabilir ve hatta normaldir. Ancak aynı platformdaki erkekler bunu yaptığında gösterilen dayanışma ve hoşgörüden yoksun bırakılmıştır. Gördüğüm kadarı ile erkek siyasetçiler kadın siyasetçilerin hatalarını konuşmaktan çok mutlu oluyorlar.

Kadınlar ise hala siyasette saygıyı önemsiyorlar.

abohurler@yenisafak.com.tr

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

BU GÜN ALLAH(cc) İÇİN NE YAPTIK?? BU GÜN ÜLKEN İÇİN NE YAPTIN?? BU GÜN KENDİN İÇİN NE YAPTIN??? BİR DÜŞÜN !!!!!
Avukat Baykal'a can alıcı bir soru!
Çakır: Aczimendiler Çevik Bir projesi
Bu yazıya şapka çıkartacaksınız!
Ahmedinejat'ın çok sinirlendiği an
Lütfen bir kadeh sayın Başbakan
Nihat Genç'ten zehir gibi sözler!
Özel Harekat'ı havaya uçuracaktı!
Erzincan'da hain saldırı: 9 şehit
Ersanlan'dan müminlere ağır soru
bu mektup çok tartışılır
Deniz Baykal, Gül'ü hedef gösterdi
'Allah bizi; 367 ve CHP için affetsin'
Telefonunuzu FM verici yapın!
'Fadime telekız, Kalkancı alkolikti!'
Mumcu ve Bitlis'i öldüren 'kanlı' iz
'Abdüllatif Şener, burada biter...'
Çatlı ve Gonca Us öldürüldü iddiası
50 yıllık şüphe, kaza mı sabotaj mı?
Kapatma davasında sürpriz talep
Hain saldırıda ölen ve yaralıların isimleri
Alemdaroğlu'dan Sezer'e küfürler
Özkök sordu Erdoğan cevapladı
Kadir Giyim Terzi AÇILDI
Köpük partisinde ölüm anı Video
'314 Türk bulun ülkeyi kurtarayım'

Kategoriler

  • DUNYA
  • EDEBIYAT
  • FIKIRLERIM
  • GUNDEM
  • HABER
  • MAGAZIN
  • RESIMLERIM
  • SAGLIK
  • SIIR
  • SIYASET
  • SPOR
  • VIDEO
  • YASAM
  • HABER SAATİ

    TÜRKİYENİN SESİ


    TRT 1

    HER ŞEY VATAN İÇİN BU ÜLKEYİ SEVMEYEN TERKETSİN